HakkarimForum


 
AnasayfaAnasayfa  TakvimTakvim  SSSSSS  AramaArama  Üye ListesiÜye Listesi  Kullanıcı GruplarıKullanıcı Grupları  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yapGiriş yap  
Giriş yap
Kullanıcı Adı:
Şifre:
Beni hatırla: 
:: Şifremi unuttum
En son konular
» Toshiba Satalitte Psl33E xp driver indir
Çarş. Ocak 18, 2012 5:36 pm tarafından appleleopar

» Bilgisayar Mimarisi 4.sınıf dersi
Çarş. Eyl. 07, 2011 12:23 pm tarafından maviakar

» Olasılık ve İstatistik
Paz Mart 20, 2011 9:22 am tarafından coderfff

» Bilgisayar organizasyonu ve mantık devreler(2.sınıf)
Çarş. Mart 02, 2011 5:15 pm tarafından dervis_06

» vakit tmam seni terkediyorum..
Ptsi Şub. 21, 2011 2:19 am tarafından XxezzaLe

» Can çiçeği(m)sin... icimdeki
C.tesi Şub. 19, 2011 12:38 am tarafından XxezzaLe

» hersey sende gizli
Perş. Şub. 17, 2011 1:03 am tarafından XxezzaLe

» senı sevıyorum ANLADIM
Perş. Şub. 17, 2011 12:57 am tarafından XxezzaLe

» yagmuru sevdim
Perş. Şub. 17, 2011 12:33 am tarafından XxezzaLe

En iyi yollayıcılar
XxezzaLe
 
IiIxJ3aJ2oNxIiI
 
PaRem
 
ZıplayanCeset
 
Admin
 
HaSaN
 
Duygu
 
KanKi
 
iSHeK
 
.SERVAN
 

Paylaş | 
 

 Ahlak :Ahlâk kavramını ve “Ben, ancak güzel ahlâkı tamamlamak için gönderildim.”Hadisini nasıl anlamalıyız?

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
IiIxJ3aJ2oNxIiI
Üst Kullanıcı
Üst Kullanıcı
avatar

Mesaj Sayısı : 528
Points : 1158
Kayıt tarihi : 06/12/09
Yaş : 34
Nerden : http://www.mardinliyiz.org

MesajKonu: Ahlak :Ahlâk kavramını ve “Ben, ancak güzel ahlâkı tamamlamak için gönderildim.”Hadisini nasıl anlamalıyız?   Salı Ara. 08, 2009 11:59 am

Ahlâk; huy, tabiat, seciye, insanın manevî nitelikleri, tutum ve davranışları gibi manalara gelir.”

İnsan denilince akılda iki kavram birlikte canlanır: Beden ve ruh. Beden için “suret”, ruh için ise “sîret” tâbirleri kullanılır. Meseleyi yaratılış açısından ele aldığımızda, bedenin yaratılışına “halk”, ruhunkine ise, “hulk” tâbir edilir. Hüsn-ü hulk, yahut hüsn-ü sîret terkipleri insanın bu iç dünyasının güzelliğini ifade ederler.

Yaratılış itibariyle insanın sureti de güzeldir, sîreti de. Ne bedeninde noksan yahut fazla bir organ vardır, ne de ruhunda gereksiz bir sıfat, bir lâtife, bir his... Organları arasında tam bir uygunluk olduğu gibi, hissiyatı arasında da mükemmel bir âhenk mevcuttur. Öyle ise, güzel ahlâk yahut kötü ahlak derken neyi kastediyoruz? Bu soru ile beraber karşımıza insan ruhunun en belirgin bir özelliği olan “cüz’î irade” çıkıyor. İnsan kendi iradesini doğru yahut yanlış kullanmakla, iç âlemini ya daha da güzelleştirebiliyor, yahut büsbütün bozup mahvedebiliyor.

Dış güzelliğe özenmekte hemen herkes müşterek. Bunun ölçüsü de insandan insana pek fazla farklılık göstermiyor. Aynanın karşısına geçildiğinde, yüzün herhangi bir yerinde bir is, bir karartı varsa bunun güzelliği bozduğunu herkes biliyor. Ruh güzelliğinde, ruhu güzelleştirmede ise, bu hassasiyeti, bu görüş birliğini göremiyoruz. Niçin mi? Çünkü tercih edilen aynalar farklı.

“Ben, ancak güzel ahlâkı tamamlamak için gönderildim.” hadisine gelince: Bilindiği gibi, her peygamber (a.s.) kendi ümmetine güzel ahlâk dersi vermiş, onları Allah’ın râzı olacağı ahlâk modeline göre yetiştirmeye çalışmıştı. Peygamberimiz (asm.) ise, bu güzel ahlâkı tamamlamak için gönderildi. Yâni, Âdem aleyhisselam ile başlayan bir dersin, en mükemmel tarzını göstermek, en ileri seviyesini vermek için vazifelendirildi. Zira en büyük ilâhi ferman Ona (a.s.m.) nazil olmuştu.

Hadis-i şerifteki “tamamlama” kelimesi üzerinde dikkatle durmak gerekiyor. Bilindiği gibi yarım olan, eksik olan şey tamamlanır. Hiç varlığından söz edilmeyen bir şeyin tamamlanması da bahis konusu olmaz. O halde, ortada güzel ahlâkın bazı esasları mevcut, ama noksan demektir. Semavî dinlerin tesiriyle, birçok cemiyette yalan ayıplanır, zina yasaklanır, hırsızlık cezayı gerektirir, dedikodu hoş görülmez. Bütün bunlar İlâhî iradeye uygundur ve bütün bunlar Kur’an ahlâkından bazı şubelerdir. Ama bu kadarı kâfi değil. Kur’an-ı Kerim’deki bütün emir ve yasakları, bütün teşvik ve tehditleri birlikte nazara almamız ve güzel ahlâkın ancak bütün emirlere uyma ve bütün yasaklardan sakınma ile tahakkuk edebileceğini kabul etmemiz gerekiyor.

Şu âyet-i kerimeyi ibretle okuyalım: “Allah, şirki (kendisine ortak koşulmasını) elbette bağışlamaz. Ondan başka günahları, dilediği kimse için bağışlar.” (Nisâ Sûresi, 48)

Güzel ahlakın en önemli şubeleri iman ve tevhittir, Allah’a inanmak ve Onun birliğini kabul etmektir. Allah’ın hukukuna en büyük tecavüz şirktir, yani Allah’a ortak koşmaktır. Bu suçu işleyen bir insan, dünyada tövbe edip bu batıl yoldan dönmedikçe ahirette kesinlikle affedilmiyor. Bir başka ifadeyle, cennete kesinlikle giremiyor. Bu cinayeti işleyen bir insan artık, diğer insanlarla nasıl iyi geçinirse geçinsin, onlara ne kadar centilmence davranırsa davransın, kul hakkına riayette ne derece hassas olursa olsun güzelleşemiyor; Allah indinde güzel olamıyor ve güzellerin diyarı olan cennete adım atamıyor.

Burada çok önemli bir İslâmî kuralı birlikte hatırlayalım: “Allah için muhabbet ediniz. Allah için buğz ediniz.” Bu prensipten alacağımız dersle, biz de Allah’ın sevdiği kimseleri sevecek, ancak onlara “iyi”, “güzel”, “ahlâklı” diyebileceğiz...

Ona karşı en büyük ahlâksızlığı yapan kimseleri, hoşumuza giden bazı sıfatlarının hatırına, ahlâklı kabul etmeyeceğiz. O müspet sıfatların hakkını vereceğiz, ama, o kimselerin ahlâkının kemâle ermemiş olduğunu, “güzel ahlâkı tamamlamak” üzere gönderilen peygamberimizin (asm.) terbiyesi altına girmedikleri sürece, bunun mümkün de olamayacağını çok iyi bileceğiz...

Bütün müminlerin annesi Hz. Ayşe’ye (r.a.) sorarlar: Resûlullah’ın (asm.) ahlâkı nasıldı? Aldıkları cevap şu olur:
“Siz Kur’anı okumadınız mı? Resûlullah’ın (asm.) ahlâkı Kuran’dı.”

Bu ibretli sözlerle, Müslüman’ın hangi aynanın karşısına geçip, ruhuna çekidüzen vereceği, huylarını ayarlayacağı, sıfatlarını, kabiliyetlerini tanzim edeceği ortaya konulmuş oluyordu. Bu ayine Kuran’dı ve Cenâbı Hakk’ın kullarında görmek istediği ahlâk da Kur’an ahlâkıydı. Kur’an-ı Kerim’de bize bu ahlâkı ders veren birçok âyet mevcut.

“Allah muhsinleri sever.” âyetini okuyan bir mü’min, düşkünleri korumaya, açları doyurmaya, mânen gıdasız kalmışların imdadına ilim ve irfanla koşmaya çalışır.

“Yeryüzünde kibir ve azametle yürüme. Çünkü sen asla arzı (yer küreyi) yaramazsın. Ve boyca da dağlara erişemezsin” fermanını okuyan ve “Allah mütekebbirleri sevmez.” âyetini dinleyen bir insan kibri bırakır, tevazua yapışır.

“Allah tevekkül edenleri sever.” âyetinden ders alan bir mü’min, şikâyeti, itirazı, hırsı bir yana atar. Sebeplere teşebbüs ettikten sonra, artık, “elbette, mutlaka, illâ” demez; “İnşallah, nasipse, hayırlısıyla” der. Kalbi kararsızlıktan ve endişeden kurtulur; rıza ve teslimiyetle dolar. Misâlleri çoğaltabiliriz.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://www.mardinliyiz.org
 
Ahlak :Ahlâk kavramını ve “Ben, ancak güzel ahlâkı tamamlamak için gönderildim.”Hadisini nasıl anlamalıyız?
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» TEMİZLİK
» MeMLeKeTiNiZiN ŞiVeSi NaSıLDıR ?
» Vücudumuzda Hiç Ağrı Hissetmeseydik
» Farmville nasıl oynanır? Öğrenmek isteyenler buraya
» OLAY ÇEVRESİNDE OLUŞAN EDEBİ METİNLER

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
HakkarimForum :: Dinler ve İnançlar Bölümü :: İslamiyet Ve Tasavvuf-
Buraya geçin: